Muhtemelen bu yazıyı okurken dahi ne bir parkta, ne de bir sahilde oturuyorsunuz. Yani kapalı bir ortamda ve yapay ışıklar altındasınız. Peki bu durumun zihinsel ve fiziksel sağlık problemlerine yol açabileceğini biliyor musunuz?

Amerika’da yapılan bir araştırmaya göre, ortalama bir insan zamanının %93’ünü kapalı ortamlarda geçiriyor. Yani gün ışığından yeterince faydalanamıyor. Eğer siz de haftada yalnızca birkaç saatinizi dışarda geçiriyorsanız, yeterince gün ışığı alamıyorsunuz demektir. Siz farkında olmasanız bile bu durum, uykusuzluk, kronik yorgunluk ve depresyon gibi hastalıkların temelini oluşturabiliyor.
Bu yazımızda gün ışığı almamızın gerekliliğinden bahsedeceğiz. Eğer yeterince doğal ışık almazsak ne gibi problemlerle karşılaşabileceğimizi inceleyeceğiz.
Peki niçin yeterince gün ışığı alamıyoruz? Sizin de tahmin edeceği üzere çalıştığımız zaman dilimi ve iş yeri ortamı bunun başlıca sebebi. Bunun dışında işe gitmesek bile okul, kafe, restoran veya alışveriş merkezlerinde bile bulunsak sürekli gün ışığından uzakta kalıyoruz. Etrafımız yapay ışıklarla çevrilmiş durumda.
Çalışanlar olarak bizler ne kadar gün ışığı almak istesek de bu çok mümkün olmuyor. Ancak herkes daha çok gün ışığı alabildiği bir ortamda çalışmak ister. Daha çok gün ışığı alan yerlerde çalışanların verimliliği ve motivasyonu da artmakta. Bu hususa dikkat eden işletmeler, yeterince doğal ışık almasa bile, kapalı çalışma ortamlarında gün ışığına en yakın aydınlatma metotlarını kullanmaya özen gösteriyor.

1614 Kuzey Amerikalı işçinin katıldığı bir ankette, iş yerleri konusundaki en büyük arzularının daha fazla ışık alan ve daha fazla temiz hava alabildikleri bir ortamda çalışmak istedikleri sonucu çıkmıştır. Ülkemiz çalışma şartlarında henüz bu probleme sıra gelmemiş olabilir. Fakat sağlığımız için çalışma ortamındaki doğal ışık olanağı son derece elzem bir konudur. İşverenler içinse bu istek bir lüks değildir. Aksine daha fazla doğal ışık sağlamak, çalışanların sağlığı ve verimlilikleri için bir yatırımdır. Yapılan araştırmalar da bu hususu destekler nitelikte sonuçlar elde etmiştir.
Journal of Clinical Sleep Medicine Dergisi’nde yayınlanan bir araştırmaya göre, çalışma ortamında daha fazla gün ışığına erişebilen işçilerin günlük aktivitelerinin arttığı ve gece uykularının daha düzenli olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca çalışanların genel sağlıklarına, üretim verimliliğine ve moral düzeylerine olumlu yönde etkisi olduğu sonucuna varılmıştır.
Eğer mesainiz 09.00-17.00 saatleri arasındaysa şanslı sayılırsınız. Çünkü hava kararmadan önce gün ışığı alabilmek için yeterince vaktiniz var demektir. Fakat çoğumuz iş sonrasında doğrudan evin yolunu tutmaktayız. Eve girmeden biraz gün ışığı ve temiz hava almayı alışkanlık haline getirmek günümüz şartlarında çok da gerçekçi değil. Ayrıca kış mevsimindeyken neredeyse gün ışığını hiç görmeyiz. Bu durum kış mevsiminde çoğumuzun mental olarak daha kötü hissetmemizin temel sebeplerindendir.

Günümüzde bahsettiğimiz problemi daha da kötüleştiren durumlar mevcut. Hepimiz geceleri aydınlık ekranlara bakarak eşiği biraz daha yukarı taşıyoruz. Televizyonlar, telefonlar, tabletler ve bilgisayarlar gibi teknolojik aletler, bizi gündüz güneşinden daha yüksek renk sıcaklığına sahip yapay mavi ışığa maruz bırakır. Yatmadan önce telefonunuzdan son defa haberlere bakayım derseniz vucüt dengenizi bozarsınız. Bu durumu farketmek aslında çok kolaydır. Ne kadar uykunuz olursa olsun, parlak ekranlara baktığınızda normal uyuma saatinizi her zaman biraz daha ötelemiş olduğunuzu fark edersiniz. Geceleri kendinizi parlak ışık kaynaklarına maruz bırakırsanız, vücudunuz ve beyninize yanlış sinyaller yollamış olursunuz. Zaman olarak gece olsa dahi; beyniniz bunu aldığı fazla ışıktan dolayı kabullenemez. Beyin, daha az melatonin salgılanması emrini verir. Sonuçta uyumanız hayli zorlaşır ve uyku kaliteniz bozulur. Buna bağlı olarak, kronik yorgunluk, baş ağrısı, göz yorgunluğu ve depresyon gibi hastalıklar tetiklenir.

Atalarımız yaşamlarını gün ışığı döngüsü üzerine kurmuşlardır. Bizler gibi çalışma saatleri üzerinden hayatlarını düzene koymamışlardır. Gün ışığında işlerini görmüş; hava karardığında ise uyumuşlardır. Bu düzen genlerimize işlenmiş ve vücut saatimiz bu sistem üzerine kurulmuştur. Bunu bozacak her türlü dış etken sağlığımızı olumsuz yönde etkiler. Vücut saatimizi ve ritmimizi bozarsak çeşitli sağlık problemleri zincirleme olarak gelir. Gün ışığından olabildiğince fazla faydalanmaya çalışmalıyız. Özellikle hava karardıktan sonra parlak ışık kaynaklarına çok uzun süreler maruz kalmamalıyız. Unutmamalıyız ki her şey zamanında yapılırsa güzel.